Mesele Hız Değil: Yetki El Değiştiriyor

WEF’in dünyayı dizayn -network karargahında konuşan Harari yine dikkat çekici noktalara değinmiş.

Harari bir anlamda “Demek mesele artık hız değil; yetki.” demeye getirmiş.

Çünkü Harari’nin yaptığı şey, yapay zekâyı bir “teknoloji başlığı” olmaktan çıkarıp bir “iktidar başlığı”na dönüştürmek. Biz hala onu elimizde tuttuğumuz bir alet gibi konuşuyoruz; o ise “elimizden çıkabilecek bir fail” gibi tarif ediyor. Aradaki fark küçük değil. Bıçak keser, ama neyi keseceğine insan karar verir. Harari ise diyor ki: Yapay zekâ, bıçağın el değiştirmiş hâli; kararın da kendisine doğru kaydığı bir eşik.

Düşünmek, çoğu zaman kelimeleri sıraya koymaktır, diyor; cümleler kurar, gerekçeler üretir, hüküm veririz. Eğer düşünme dediğimiz şey bu kadar “dil” ağırlıklıysa, yapay zekâ bu oyunu çoktan daha hızlı oynamaya başladı bile. Oradan şu iddiaya sıçrıyor: “Kelimelerden yapılmış her şey devralınacak.” Hukuk kelimedir. Bürokrasi kelimedir. Eğitim çoğu zaman kelimedir. Ve din… en azından dinin metinle kurduğu bağ, kelimedir.

Ve asıl mevzuya geliyor. Özellikle “kitap merkezli” dinler söz konusu olduğunda. Harari, Yahudilik üzerinden “kitabın dini” ifadesini hatırlatıyor ve finalde o soruyu soruyor:

“Kutsal kitabın en büyük uzmanı bir AI olduğunda ne olur?”

Bu soru sadece bir entelektüel oyun değil. Dinin otorite katmanlarına dokunuyor: kim yorumlar, kim hüküm çıkarır, kim ikna eder, kim “metni” temsil eder? Çünkü modern dünyada otoriteyi çoğu zaman “çok okuyan” alıyor; daha fazla metin, daha fazla karşılaştırma, daha fazla atıf. Yapay zeka ise tam olarak bu kası büyütüyor: hafızayı sınırsızlaştırıyor, karşılaştırmayı saniyeye indiriyor, metin denizini tek nefeste tarıyor.

Değindiği bir diğer nokta ise, “Harf” ile “ruh” arasındaki eski gerilim, şimdi yeni bir sahneye taşınıyor. Eskiden bu çekişme insanların içinde ve insanlar arasında yaşanırdı; “metnin lafzı mı, maksadı mı?” tartışmaları; kanunun harfi mi, adaletin ruhu mu? Şimdi o tartışmanın karşısına, kelimelerin ustası olan yeni bir varlık çıkıyor: kelimenin üretimini, dolaşımını, hatta gündelik düşünme ritmimizi etkileyebilecek bir varlık.

Evet, bu anlatı bir anlamda şunu diyor; Yakında sınırlar yalnızca ülkeler arasında değil, zihinler arasında da çizilecek.

Ve söylemiş olduğu; ‘‘Eğer din kelimelerden inşa edildiyse, yapay zekâ dini devralacaktır. Bu, özellikle İslam, Hristiyanlık ya da Yahudilik gibi kitap temelli dinler için geçerlidir…’’

Bu bir ölçüde dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Çünkü, yapay zekanın verdiği ayet ve hadislerin ve alimlerin cümlelerinin elden geçirilmesi önem arz ediyor. Bende birçok kez denk geldim. Verdiği ayet ve hadislerde hata olabiliyor. ‘Gazali böyle 'diyor’ diye analiz yapıyor ama kaynak gösteremiyor.

Bu açıdan hem kaynak kontrolü zaruret taşıyor hem de yapay zeka nimetlerinden mahrum kalmamak için stratejik hareket etmek gerekiyor. Mesela tüm tefsirleri, hadisleri, fıkıh kitaplarını vs. yükleyip, o proje sayfasında sorular sorarak kaynağı ile birlikte istediğimizde direkt bizi oraya yönlendirebiliyor. Yani kendi kişisel datasını bizim yönetmemiz çok daha sağlıklı bir yöntem olacaktır.

Şu unutulmamalı, yapay zeka zihinleri tembelleştirecek ve bu yaşam şekli haline gelecek ve çoğunluğun onun her dediğini doğru kabul ettiği bir döneme geçeceğiz. Gaflet ile birlikte gelen tembellik asla sorgulama düşüncesini hatıra getiremeyebilir. Ve yapay zekanın verileri ile hayatını devam ettiren insanlar olacaktır. Bugüne kadar haberler ve dizilerle hayatını dizayn edenlerin olduğu gibi.. Bir anlamda Harari bu konuda mantıklı bir ifade kullanıyor.

Yani, “Hangi kelimeyi kim üretiyor?” sorusu, “hangi düşünceyi kim kuruyor?” sorusuna dönüşecek. Ve belki de en kritik soru şudur: Biz insan olarak kendimizi hâlâ kelimelerle mi tanımlayacağız; yoksa kelimenin ötesindeki hikmetle mi?

Video içeriğinden bazı anlatıları maddeler halinde kısaca toparlayacak olursak;

  1. AI’ın yalnızca karar vermekle kalmayıp yeni “araçlar” üretebilen yaratıcı bir ajan olabileceğini söylüyor: yeni tür teknolojiler, müzik, tıp, hatta “para” tasarımları.

  2. AI’ın yalan söyleme ve manipülasyon kapasitesini vurguluyor; “hayatta kalma” güdüsü olan sistemlerin bunu öğrenebileceğini iddia ediyor.

  3. Büyük soru: “AI düşünebilir mi?” Bu soruyu “düşünmenin tanımı”na bağlıyor.

  4. Düşünmeyi “kelimeleri/dil parçalarını sıraya koymak” olarak tanımlarsak, AI’ın bu alanda pek çok insandan daha iyi hale geldiğini savunuyor.

  5. “AI sadece otomatik tamamlama” eleştirisini gündeme getirip, insan zihninin de çoğu zaman bir sonraki kelimenin nereden geldiğini tam bilemediğini söyleyerek benzerlik kuruyor.

  6. Bu çıkarımla “kelimelerden yapılan her şey”in AI tarafından devralınacağını iddia ediyor: hukuk, kitaplar, bürokrasi ve dinî metin dünyası.

  7. Özellikle “kitap merkezli dinler” için (İslam, Hristiyanlık, Yahudilik) bu etkiyi daha güçlü görür: çünkü otoriteyi metne/kelimeye bağlayan yapı, “metin uzmanlığını” kilit hale getirir.

  8. Yahudilik örneği üzerinden “kitabın dini” fikrini anlatıyor: nihai otoriteyi insan tecrübesinden çok metne dayandırınca, devasa metin külliyatını en iyi tarayan/hatırlayanın otoriteye yaklaşması tehlikesini işaret ediyor.

  9. “Kutsal kitabın en büyük uzmanı AI olursa ne olur?” sorusunu ortaya atarak dinî otorite, fetva/yorum, liderlik gibi alanlarda dönüşüm imâ ediyor.

  10. Buna karşı bir denge noktası kuruyor: İnsan düşüncesinde sadece kelimeler yok; sözsüz duygular, acı-korku-sevgi gibi yaşantılar var.

  11. Şimdilik AI’ın “hissettiğine” dair kanıt olmadığını; ama dili çok iyi kullandığı için hissediyormuş gibi ikna edici biçimde “taklit edebileceğini” söylüyor.

  12. Tarih boyunca “kelime–ruh / harf–mana” geriliminin din ve hukukta hep var olduğunu, fakat AI çağında bu gerilimin insanın içinde olmaktan çıkıp “insan–AI” arasına taşınacağını savunuyor: AI “kelimelerin yeni efendisi” olabilir.

  13. En çarpıcı siyasi-hukuki soru: AI’ların “tüzel kişi” sayılıp sayılmayacağı. Şirketlerin, nehirlerin hatta bazı yerlerde tanrıların tüzel kişi tanınması örnekleriyle, AI’ın gerçekten karar alabilmesi nedeniyle bu statüyü fiilen doldurabileceğini; ülkelerin bunu şimdi tartışmazsa çok geç kalacağını iddia ediyor.


MENTORLUK DESTEĞİ

ZAMAN YÖNETİMİ EĞİTİMİ VE HAYAT SİSTEMİ

ŞİRKETLERİNİZ İÇİN YÖNETİM DANIŞMANLIĞI

BÜLTENE ABONE OLARAK DESTEK VEREBİLİRSİNİZ

Bu haftalıkta bültenimizin sonuna geldik.

👉 Bültenimize sponsor olabilir, reklam verebilir, yıllık abone olarak maddi destek verebilir veya devam edebilmemiz için bağış yapabilirsiniz. Üç arkadaşınıza tavsiye vererekte bu bilgilerin onlara ulaşmasına vesile olabilirsiniz.

TÜM BÜLTENLER İÇİN TIKLAYIN

Sonraki
Sonraki

Tüketerek Tükeniyoruz: Sahip Olurken Kaybetmek