Beynin Sessiz Yılları: Yaşam Tarzıyla Demans
Bu mesele günümüzün ciddi bir problemi. Eğer teknoloji ve beslenmeye yönelik planlamalar yapılmaz ise, bu sorun giderek artmaya devam edecek.
Malum, Demans bir günde başlamıyor.
Bu mevzu çoğu zaman ilk unutkanlık belirtisinden yıllar önce, beynin sessiz odalarında yavaş yavaş hazırlanıyor.
İnsanın asıl yanılgısı da burada başlıyor: Baş ağrımıyor diye beyin iyi zannediyoruz. Oysa beyin her hasarı bağırarak haber vermez.
Uykusuzluk birikir.
Stres birikir.
Hareketsizlik birikir.
Kötü beslenme birikir.
Yalnızlık birikir.
Aşırı alkol, sigara, tansiyon, şeker, kolesterol, duyulmayan kulak, ihmal edilen göz, hepsi beynin defterine sessizce yazılır.
Bugün bilim bize şunu söylüyor: Alzheimer ve demans tamamen engellenebilir hastalıklar değildir.
Ama risk azaltılabilir, geciktirilebilir, beynin dayanıklılığı artırılabilir.
Ve bunun yolu çoğu zaman mucize bir hapta değil, insanın günlük hayat düzenindedir.
Yürüyün.
Her gün 25-30 dakikalık tempolu yürüyüş, sadece kalbe değil, beyne de hizmet eder.
Çünkü beyin kan ister.
Oksijen ister.
Hareket ister.
Bacaklar çalıştıkça dolaşım canlanır; dolaşım canlandıkça beyin daha iyi beslenir.
Kaslarınızı ihmal etmeyin.
Yaşlandıkça sadece hafıza değil, kas da korunmalıdır.
Bacak gücü, denge, direnç egzersizleri ve düzenli hareket; düşme riskini, kırılganlığı ve zihinsel gerilemeyi azaltan büyük resmin parçasıdır.
Beden çökerken zihnin dimdik kalması kolay değildir.
Yeşil yapraklı sebzeleri sofraya alın.
Ispanak, roka, pazı, lahana, brokoli, maydanoz…
Bunlar sadece “sebze” değildir.
Beynin ihtiyaç duyduğu antioksidan, folat, K vitamini ve koruyucu bileşenlerin mütevazı ama güçlü taşıyıcılarıdır.
Bir tabak yeşillik bazen bir tabağın ötesindedir.
Bir hafıza yatırımıdır.
Uykuyu lüks sanmayın.
Uyku tembellik değildir.
Uyku, beynin temizlik vaktidir.
Derin uykuda beyin, gün boyunca biriken metabolik atıkları temizleme sürecine girer.
Geceyi sürekli çalan insan, sadece zamanından değil, zihninin tamirinden de çalar.
Stresi hafife almayın.
Kronik stres sadece ruhu yormaz.
Hafızanın merkezi olan hipokampus üzerinde de baskı oluşturabilir.
Sürekli alarm halinde yaşayan bir beden, öğrenmeye, hatırlamaya ve yenilenmeye yeterince alan bulamaz.
İnsan bazen unutkanlıktan önce yükünü azaltmalıdır.
Sofrayı düzeltin.
Beyin, rafine şekerle, trans yağla, sürekli atıştırmayla, aşırı işlenmiş gıdayla uzun süre dost kalmaz.
Bitki ağırlıklı, lifli, renkli, sade ve ölçülü beslenme; sadece mideyi değil, zihni de terbiye eder.
Yeşillik, baklagil, tam tahıl, kuruyemiş, zeytinyağı, meyve, yeterli protein…
Bunlar modern tıbbın da, kadim hikmetin de aynı noktada buluştuğu yerlerdir:
Az, temiz, dengeli ve ölçülü yaşamak.
Sosyal bağları koruyun.
Yalnızlık sadece kalbi daraltmaz.
Beyni de fakirleştirir.
Konuşmak, dinlemek, öğrenmek, birlikte yürümek, bir mesele üzerine düşünmek, insana temas etmek…
Bütün bunlar zihnin canlı kalmasına yardım eder.
İnsan, insanla diri kalır.
Zihni çalıştırın.
Yeni bir şey öğrenin.
Okuyun.
Yazın.
Ezber yapın.
Dil öğrenin.
Bir konuyu araştırın.
Çocuklara anlatın.
Beyin kullanılmayan bir oda gibi kararır; kullanılan bir kandil gibi parlar.
Tansiyonu, şekeri, kolesterolü, işitmeyi ve görmeyi takip edin.
Beyin sağlığı sadece “hafıza egzersizi” meselesi değildir.
Damar sağlığıdır.
Kan şekeri meselesidir.
Tansiyon meselesidir.
Kulak ve göz meselesidir.
Çünkü beyne giden yol bütün bedenden geçer.
Bakım verenleri unutmayın.
Demans hastasına bakan eşler, çocuklar ve yakınlar büyük bir yük taşır.
Onların uykusu bozulur.
Stresi artar.
Sosyal hayatı daralır.
Kendi sağlığını ihmal eder.
Bazen hastaya bakan kişi de sessizce tükenir.
Bu yüzden bakım verenin korunması da tedavinin bir parçasıdır.
Kısaca;
Beyin bir emanet.
Ve bu emanet sadece kitap okuyarak değil; yürüyerek, uyuyarak, doğru yiyerek, stresten arınarak, insanlarla bağ kurarak ve bedeni ihmal etmeyerek korunur.
Alzheimer için kesin bir garanti yok.
Ama insanın elinde güçlü bir imkan var:
Bugünkü hayat tarzı, yarınki hafızanın toprağıdır.